ispat ya da tapsi
kendinizi en son ne zaman ispat etmek zorunda kaldınız? hiç zorunda kalmadınız demek. iş başvurusunda da mı bulunmadınız hiç? merak etmeyin, yakın zamanda kendinizi ispat etmek zorunda kalacaksınız o zaman, çünkü çeşitli ispat zorunlulukları hayatın her anında karşınıza çıkıyor.
herşey çocukluktan başlıyor, anne babanız o kadar hırslılar ki sizin ‘ileri’ zekalı olmanız konusunda her türlü psikopatlığı deniyorlar üzerinizde -kendi anne babamı ve böyle yapmayan diğer anne babaları tenzih ederim-, ana okulları, özel hocalar derken bir de bakmışsın ki ilkokula başlamışsın bile.
burada bitiyor mu peki rekabet? ne mümkün! karşınıza daha ileri derecede rekabet yaratıcı birisi çıkıyor; ilkokul öğretmeniniz. ‘çalışan kazanır, elması kızarır’ di mi? di. herkesin elması kırmızı sizinkisi neden yeşil kalsın? eğer kızarmazsa zaten kısa vakitte yüzünüzün ya da bir yerlerinizin kızaracağı kesin; sen gerizekalı mısın olm biz sana böyle mi öğretiyoruz, neden çalışmıyorsun?! diye karşınıza dikiliveriyor ‘veliniz’.
hiç bir zaman parlak bir öğrenci olamadım, itiraf ediyorum; ortaokulun başından lise sona kadar her sene ‘tarih’ dersinden itinayla bütünlemeye girdim, seri halde bunu yapabilen bir tek benim, en azından bunu başardım!
herkesin başarı kriteri maalesef farklı ama herkes kendi beğendiği taraftan bakıyor sanıyorum olaylara. bazılarına göre başarı deli gibi para kazanmak, böylece mutluluğu yakalamak bir şekilde. böyle düşünen arkadaşlara bir tavsiye; para saadet getirmiyor. büyük para maalesef büyük sorumluluk getiriyor, o ‘büyük’ paranın sürekli akması içinde deli gibi koşuşturmak deli gibi yorulmak gerekiyor. her konforun elbette bir bedeli var ve öyle ya da böyle ödeniyor ama geriye dönüp baktığınızda belki boşa harcadığınız belki de bile bile kaybettiğiniz bir sürü şey kalıyor. bazılarına göre ise başarı akademik kariyer yapmak, bazılarına göre kitle sevgisine erişmek.
başarı bence -belki biraz sorumsuzca- kendi sevdiğiniz, istediğiniz şeyi kendinizce başarıp, o keyfi tatmak. bunun üzerine bir haz tanımıyorum emin olun. kafayı taktığınız o işi bitirdiğinizde kendi kendinize gerinip ‘allaaam ne kadar şahane bi insanmışım haberim yokmuş’ cümlesini sarfettiğinizde çoğu kimse bunu sallamayacak, bunu bilin bi kere. ama sizin kendi egonuzu tatmin etmiş olmanız durumu gerçekten inanılmaz bir duygu.
peki ya zoraki ispat durumlarını ne yapmak lazım? hiç mi denk gelmez bunlar? gelir tabi ki de, hem o kadar çok sık ki nooluyo demeye kalmadan kapınıza dayanıverir. o zaman tabi ki de yapacak bir şey kalmaz elde, itina ile o görevi yerine getirmek için uğraşıp durursunuz, üzgünüm bu konuda yapacak pek bir şey de yok.
bunları neden yazdığıma gelince; karşımda inanılmaz büyük bir kendini ispat etme görevi var ve sanıyorum psikolojik olarak kendimi hazırlamaya çalışıyorum. kafamın içinde bu konu dönüp duruyordu sürekli. ne olduğunu maalesef yazmayacağım ama bu gerçekten de hayatımın en önemli sınavlarından birisi olacak çünkü ucunda inanılmaz bir mutluluk var, hayatın daha güzel, daha mutlu geçmesi var ve bunu başarmak için öncelikle hayatımın da düzene girmesi şart, o yüzden bu ’sıkıntı’ değil, ‘güzel’ bir şey ve başımla gözümle gidiyorum.
hayat, sanıyorum yavaş yavaş ben senden ne istediğimi bulmaya başlıyorum!
not:
bu yazıyı ilk 17.05.2005 tarihinde yazmışım, biraz güncelleyip tekrar yayınlıyorum…