Sanallaştırmak, ya da sanallaştırmamak.
Shakespeare okudunuz mu hiç? Hamlet oyununun 3. perde, 1. bölümünde Hamlet tek başına sahnededir ve o meşhur sözleri söyler; olmak, ya da olmamak, işte bütün mesele bu. Yakın zamanda da bilişim sektöründe de benzer bir soru sorulmaya başlanacak; sanallaştırmak, ya da sanallaştırmamak, işte bütün mesele bu.
Yeni başlayanlar için “VirtualBox” yazımı okumuş muydunuz? Bu hem onun devamı, ya da diğer yazı bu yazının devamı, artık siz karar vereceksiniz, ama diğeri gibi bir kurulum rehberi ya da teknik döküman değil, daha çok sanallaştırmanın mantıklı olup olmadığı üzerine bir yazı. O yüzden sürekli duyup ilgisini çekenlerin hoşuna gidebilir.
İlk defa sanal makine kullanacaklara uyarı; sanal makineler oyuncak değildir. Her biri gerçek birer bilgisayar gibi davranır. Bu yüzden kullandığınız bilgisayarınızda aldığınız tüm antivirüs, trojan ve güvenlik açıklarına dair önlemleri sanal makinenizde de almak zorundasınız. Aksi takdirde hem ağınız, hem de kendi makineniz için ciddi bir tehdit oluşmasına sebep olabilirsiniz!
Sanallaştırmayı ilk duyduğumda oğlum manyak mısınız, ne gerek var diyordum, bir kaç deneme yaptıktan sonra ne kadar mantıklı olduğunu anladım. Hepimizin elinin altında bir notebook, ya da desktop makine var, hepsi de makul mantıklı hızlarda makineler diye tahmin ediyorum. Hiç Linux kullanmayı denediniz mi? En büyük problem nedir hemen anlatayım; kurarsınız ve eğer Atheros ya da Broadcom bir ağ adaptörünüz varsa -HP ve Fujitsu-Siemens’e selam ederim!- Linux’u Live CD ile çalıştırsanız dahi çok fazla verim alamazsınız, çünkü en ufak bir şeyi Google’lamak için bile internete ihtiyacınız var. Asıl gücünü ağdan alan bir işletim sistemi olduğundan sebep internet veya ağ bağlantısı olmayan bir Linux işletim sistemini kullanmak otobanda 40′la gitmeye benzer.
Düşünün ki bilgisayarınızda kullandığınız işletim sistemini kapatmadan eşzamanlı olarak ikinci bir işletim sistemi kullanma imkanınız var -ki var gerçekten-, o zaman neden yok açıp kapatmakla uğraş, dual boot falan yap, yok FAT uçtu, yok GRUB çöktü neden uğraşasınız ki? Kurun VirtualBox’ı, üzerine de istediğiniz işletim sistemini kurun, artık Windows’mu kurarsınız, yoksa OS/2 mi denemek istersiniz size kalmış bir şey.
Örnek vermek gerekirse; benim notebookum Windows Vista Home Premium ile birlikte geldi, ama uzun zamandan beri Linux kullanıyorum, fakat işyerinde mutlaka kullanmam gereken bir kaç program var -termodinamik hesapları, CAD viewer, vs- ve bunlar maalesef Windows dışında herhangi bir sistemle çalışmıyorlar. Bende VirtualBox kurup, üzerine bilgisayarımla gelen DVD ve makinenin altındaki Windows anahtarı ile VirtualBox üzerine Windows’u kurup rahatça kullanıyorum. Performansını sorarsanız, VirtualBox’taki donanımlar çok basit donanımlar olduğu ve bir çok yükü üzerinde çalıştığı işletim sistemi çektiği için çok daha verimli ve hızlı çalışıyor. Elbetteki bazı kısıtlamalar var, mesela güvenlik sisteminin kullandığı DVR sistemine mutlaka Internet Exploder ile bağlanmak gerekiyor ama 3D hızlandırma olmasına rağmen bir türlü ActiveX çalışmıyor, ama tabi bu çok spesifik bir arıza.
Tamam, bireysel makinelerde kullanalım da, IT IT deyip duruyorsun ne alakası var diyorsanız, şöyle bir alakası var. IT’nin en büyük derdi maalesef virüsler ve saçma sapan programlar. Benim makinemde Windows kullanma zorunluluğum gibi bir zorunlulukta Karel santralimizin yönetim ve kayıt programı, illa ki Windows şart diye bağırıyor. Daha önce bir tane makinemizi sadece santrale tahsis etmiştik ama Windows ne hikmetse kendi kendisini bozmayı bir şekilde beceriyor. Bende o makinedeki lisansla sunucunun üzerine bir Windows kurup çalıştırdım, ve böylece sanal makine üzerinden santralden faydalanabiliyorum. Bir de ofiste Ricoh Aficio 1022 yazıcımız var, ve o da illa Windows diye bağırıyor, onun programını da bu sanal makine üzerine aldım. Sonuçta sunucum sürekli olarak zaten çalışıyor, Windows makineden kurtulunca bir makineyi çalıştırmaktan kurtulmuş oldum. İkincisi terminal sunucu ile bağlanıyorsunuz VirtualBox’a, kimseye şifre vermek zorunda değilsiniz, zaten headless -ekransız- çalıştığı için kimsenin müdahale şansı da yok.
Yeni projem ise sunucunun RAM miktarını 8 GB’a çıkartıp -anakart sınırı- muhasebe programını da bu sanal sunucu üzerine almak. Böylece geçen gün başımıza gelen muhasebe müdürünün forumun birisinde kendi şahsi e-posta hesabının şifrelerini çaldırması gibi bir sorun hiç bir zaman muhasebe bilgisayarını karantina altına almamızı gerektirmeyecek, zaten makine herkesten izole olarak çalışacak.
Yani netice itibari ile hem donanım, hem de bakım tasarrufu konusunda müthiş verimli bir sistem. Hele yedeklemesi çok daha kolay, tek yapmanız gereken makinenin harddiskini içeren VDI dosyasını alıp kopyalamak, bu kadar basit. Varsayalım virüs girdi ve sanal sunucunuz patladı, yedekten geri dönmeniz sadece harddiskinizin kopyalama hızına göre sadece bir kaç dakika sürüyor.