Yeni başlayanlar için ‘LCD TV’

Bookmark and Share

Yerinde bir karar vererek TV’nizi yeni model bir LCD TV ile değiştirmeye veya ilk defa televizyon alacaksınız ve almışken bari LCD alalım diye karar verdiniz, iyi de yaptınız, ama kafanız ne almanız konusunda karmakarışık. Çok fazla teknik bilgiye girmeden, rahatça karar verebilirsiniz.

LCD teknolojisi nedir, gerçekten bu kadar başarılı mı?

İlk LCD ekranlı hesap makinesini ne zaman gördünüz? Ben gördüğümde 5 veya 6 yaşındaydım, demek ki nereden baksanız 25 yıl olmuş. Düşünün ki üniversitede kullandığım hesap makinesi (Casio CFX-9850GB) renkli ekrana sahipti ve renkli grafikler çizebiliyordu, hala severek kullanıyorum, ve emin olun ondan yaklaşık 3-4 yıl önce aldığım Texas Instruments’in grafik çizen hesap makinesine verdiğim paranın yanında gerçekten komik sayılabilecek bir paraya aldım.

1972′de ilk aktif matris LCD ekranın üretildiğini göz önüne aldığınızda çok uzun süredir sürekli gelişen bir teknolojiden bahsediyoruz, bugüne kadar alternatif bir şey de çıkmadığına göre daha da yıllarca hayatımızda kalacak bir teknoloji olduğu kesin. Artık LED ve Lazer TV’ler çıktı diyenler olabilir, henüz TV’ye yeni uyarlanmış bir teknoloji ne kadar geçerli olur bilinmez, ama hep birlikte zaman içerisinde göreceğiz.

Çalışma mantığı ise çok basit, adı üzerinde ‘Likit Kristal Ekran, Liquid Crystal Display’. İçerisinde elektrodlar bulunan ince bir tabaka var ve arkasında kullanılacağı yere göre bir ayna veya ışık kaynağı bulunuyor. Sizin yapmanız gereken tek şey bölgesel olarak yerleştirdiğiniz bu pozitif elektroda enerji vererek, kutuplaşmadan dolayı sıvı kristallerin şekil değiştirmesini sağlayarak ekranda mantıklı bir görüntü çıkmasını sağlamak. Tabi burada hesap makinesi gibi basit sistemlerde kullanılan LCD’lerden bahsediyoruz.

Peki TV’dekinin ne farkı var? Aynı sıvı kristal tabakasından 3 farklı renkte var, böylece herhangi bir noktadaki pixeli renklendirmek için istediğiniz herhangi bir pixeldeki farklı renkleri birbirine karıştırmanız yeterli oluyor, ama tabi burada bahsettiğimiz sadece kırmızıyı aç, yeşili kapa tarzında değil daha çok bu yazıyla alakası olmayan LED’leri (yok, LCD değil, dediğim gibi konuyla çok alakası yok) PWM (Pulse Modulation Method) ile sürmeye benzeyen ve normalde aç kapa şeklinde çalışması gereken LED’lerin, evlerde kullanılan ve salondaki ışığı kısmaya yarayan düğmelerle çalışması gibi bir yöntemle yaklaşık 16.7 milyon kadar farklı renk elde edilebiliyor. Göz aynı rengin en çok 256 farklı tonunu algılayabilirken neden böyle bir şeye gerek var diyorsanız, okumaya devam etmekte fayda var.

LCD mi, Plazma mı?

LCD, LCD, ve tabii ki de LCD. Bakın, zamanında bir kaç firma birleşip ‘LCD mi, Plazma mı, siz kendiniz anlatın’ diye bir site kurmuşlardı, dertleri insanları Plazma TV’lere yönlendirmekti. Amaç neydi peki? Doğal olarak LCD teknolojisi geliştikçe elde kalacağı kesinleşen Plazma’ları bir şekilde pazarlamak. Plazma hakkında bilinen bir gerçek var, kimse de aksini iddia etmiyor; evet, görüntüler daha akıcı, ama LCD TV’lerde çözünürlükler en çok 640×480, 800×600 civarında dolaşırken böyleydi, HD teknolojisi geldikten sonra açıkçası kimse dönüp plazmalara bakmıyor, pek üretende kalmadı diye tahmin ediyorum.

Madem üreten kalmadı, neden 120 ekrandan daha büyük LCD TV’leri etrafta göremiyoruz da, plazmalar bu kesimde daha çok? Maliyet ve çözünürlük. Bilgisayar kullanıcılarının çoğu bilir, eğer doğal çözünürlüğü 1024×768 olan bir ekranda siz ‘harfler çok küçük gözüküyor’ diye 800×600 çalışmakta ısrar ederseniz, bulanık ve hiç bir şeyin okunamadığı bir ekrana sahip olursunuz. Doğal olarakta plazmaların daha büyük ekranda tercih edilmesinin sebebi budur, çünkü Plazma TV’lerin çalışma mantıkları hemen hemen tüplü TV’ler ve projeksiyon cihazlarıyla aynıdır, duvara ya da ekrana yansıttığınız görüntü ne kadar büyürse büyüsün abartmadığınız sürece her zaman düzgün gözükür.

LCD TV’lerde ise 120 ekranın üzerine çıkarsanız hem maliyetiniz artar, hem de birazdan okuyacağınız üzere High Definition standartlarına göre oluşturulmuş çözünürlüklerde görüntü bozulmasına tanık olursunuz, çünkü ekranı büyüttükçe çözünürlüğü arttırmanız gerekir, Full HD’nin çözünürlüğü 1920×1080 iken ve henüz daha gelişmiş bir yayın yokken, sizin kalkıp 3840×2160 çözünürlükte bir ekran yapmanız gayet anlamsız olur. Eğer çözünürlüğü arttırmadan TV’yi büyütürseniz görüntü bulanıklaşmaya başlar yani mantıklı bir resim yerine elma ebatlarında kırmızı yeşil pixelleri görmeye başlarsınız.

Nedir bu ‘çözünürlük’ yenir mi?

LCD’de, daha doğrusu genel olarak monitörlerde görüntü pixel adı verilen noktalar bulunur. Bunların mantıklı bir birleşimi sonucu da gözün algıladığı bir resim ortaya çıkar. Ekrandaki nokta miktarına da genel olarak çözünürlük denir ve XxY şeklinde belirtilir, mesela 1024×768 gibi. Bu noktaların miktarı ne kadar fazlaysa, ekran büyüklüğüne göre o kadar net bir görüntü alırsınız. Aynı şey dijital fotoğraf makineleri için de geçerlidir, ama orada genel olarak kullanılan terim megapixel’dir.

Megapixel ne oluyor diyenler için geliyor; farkındaysanız çözünürlüğü yazarken araya x koyuyorum, yani ortada bir çarpım işlemi var. Eğer size fotoğraf makinesi 3072×2304 çözünürlükte fotoğraf çekebilir dersem doğal olarak makine hakkında kafanız karışır, ama size 7.1 MegaPixel dersem o zaman daha net bir fikriniz oluşur. Aslında yaptığım tek şey X ile Y’yi çarpmak ve kaç pixel olduğunu bulmak. MegaPixel’e çevirmek için ise yapmanız gereken 1.000.000′a bölmek. Merak edenler için geliyor; Full HD TV’nin pixel sayısı 2.073.600, yani yaklaşık 2.1 MegaPixel.

720p, 1080i, 1080p, bunlar ne?

Baştan söyleyeyim; ilginizi çekmiyorsa sonraki başlığa devam edin, çünkü biraz sıkıcı ve teknik terimler var.

Önce p ve i’den başlayalım. Normalde herhangi bir tüplü TV’nin çözünürlüğü PAL sistemler için 625p, NTSC sistemler için 525p’dir. O ne be diyenler olabilir, şu demek; tüplü TV’lerde bir elektron tabancası bulunur ve bu elektron tabancası görüntüyü ekrana çizmek için sürekli ekrandaki noktalara elektron atar, ama sadece bir tane elektron tabancası olduğu için bunu satır satır yapmak zorundadır, bahsi geçen 625 ve 525 satır sayısıdır.

Şimdi bunu aklınızda tutun; p = Progressive, i = Interlaced. Progressive bu satırların birbirini takip ettiği anlamına gelir, birbirinin devamı demek, yani satırlar arasında hiç boşluk yok. Interlaced ise satır atlamalı, yani 25 resim / saniye hızında gelen resim verisini birer satır atlatarak ekrana çizmek demek. Normalde tüplü TV’lerde görülen hafif görüntü titremesinin sebebi bu interlace problemidir. PAL sistemler yaklaşık 8 MHz/s, NTSC sistemler ise 6.5 MHz/s bant genişliğine ihtiyaç duyar ve UHF bantları üzerinde bu kadar fazla veri geçiremeyeceğiniz için görüntü genellikle (aslında her zaman) interlaced olarak gönderilir. Böylece ekrana PAL sistemler için 1. resimde 1,3,5,7,…,625. satırları çizilir, 2. resme geçildiğinde ise 2,4,6,8,…,624. satırları çizilir. Böylece yarı yarıya bir bant genişliği tasarrufu sağlanmış olur. Hala sıkılmadınız mı? Peki.

LCD TV’ler çıktıktan sonra ise standartlarda doğal olarak bir değişme oldu ve satır sayısı arttı. Böylece görüntü kalitesi de artmış oldu. Genel olarak standart bir 16:9 LCD TV’nin en az 720p çözünürlüğü desteklediği varsayılır (küçük TV’ler belki ayrı tutulabilir), bu demektir ki 720 satır görüntülenebilir ve PAL ya da NTSC’den çok daha kaliteli bir görüntü elde edileceği kesindir. 1080i ise 720p’nin HD Ready denilen TV’lerde uygulanan bir çözünürlüğüdür diyebiliriz. Peki neden buna ihtiyaç duyuluyor derseniz, sebebi basit; bant genişliği ve DVD kapasiteleri. PAL sistemlerde saniyede 25 resim gösterildiğinden bahsetmiştim, basit bir hesapla 1080p yani Full HD bir TV’de her resmin yaklaşık 2.1 MegaPixel, yani sıkıştırılmamış olarak 5.9 MB yer kapladığını düşünürseniz, 1 saniyelik resim için harcamanız gereken bant genişliği 147.5 MB civarındadır (bence de oha!). Tabii ki de farklı sıkıştırma teknikleri ile bu veri her zaman bunun altındadır ama yine de görüldüğü üzere çok fazla veri var. Özellikle uydu sistemlerinde TV kanallarının bant genişliği üzerinden para ödediği düşünüldüğünde ve DVD kapasitelerinin 9.4 GB ile sınırlı olduğunu göz önüne alındığında 1080i’nin ne kadar mantıklı olduğu ortaya çıkar.

HD Ready, Full HD nedir, yenir mi?

HD Ready, Full HD ile aynı şey değildir! Olmamıştır, olamaz da, size birisi aynı olduklarını söylerse o satıcıdan uzak durun ve bilin ki muhteşem bir kazık yiyeceksiniz. HD Ready, adı üzerinde ‘HD yayına hazır’ anlamındadır. Buradaki ‘yayın’ kelimesi sizi sadece Kablo TV ve uydu yayınıyla sınırlandırmasın, bahsi geçen yayın her türlü DVD, Blu-Ray, vs için kullanılır. TV’nin HD yayına hazır olması demek eğer bağladığınız cihaz Full HD yayın yapsa dahi, ekranda bunu gösterebilir demek. Madem gösterebiliyor, ne gerek var Full HD’ye? Detay, daha fazla detay, ve daha da fazla detay. HD Ready’lerde çözünürlük yaklaşık 1366×768′tir, Full HD’nin çözünürlüğü ise 1920×1080′dir. Fark görebiliyor musunuz? Bence en azından bir mağazada farkı mutlaka görmelisiniz.

Tamam, bir LCD TV almaya karar verdim, nelere dikkat etmeliyim?

Öncelikle şu TV’nin yanındaki etikette yazan 5 milisaniye, 6 milisaniye (saniyenin binde biri) olayından başlayalım. Bu TV ekranındaki pixellerin ne kadar hızlı renk değiştirebildiğini anlatan bir ifade. Her ne kadar TV’lerin herşeyinin büyük olması istense de, büyük olmasını isteyeceğiniz son şey bu olmalı. Ne kadar düşük, o kadar iyi. Artık tüm üreticilerin alt standart olarak 4 ms’yi baz aldığını düşünürsek eğer 5 ms, ya da 6 ms bir TV’yle karşılaşırsanız bilin ki eski bir modelle karşı karşıyasınız.

Bir de son günlerde daha çok duyulmaya başlayan 120 Hz, 200 Hz TV olayı var. LCD TV ve monitörlerde biliyorsunuz titreme problemi yok, sadece tepki gecikmesinden dolayı ortaya çıkan bulanıklık problemi var. Bazı üreticiler bunu normalde 60 Hertz olan tazeleme hızını, 120 Hz veya 200 Hz’e çıkartarak çözme yoluna gidiyorlar. Evet, iyileştirme olduğu kesin ama henüz bu teknolojinin hatları çok net değil, yani tam olarak yaptıkları ekranın tamamını saniyede 200 kez tazelemek değil, sadece 200 keze tekabul edecek kadar resimde değişen kısımları iyileştirmek olarak açıklayabiliriz. Fazladan para vermeye değer mi diye soracak olursanız, henüz çok erken diyebilirim.

Mağazaya girdiniz ve LCD TV almak istediğinizi söylediniz, sizi loş bir odaya götürüp burada görüntüleri daha net görebileceğinizi ve daha rahat bir tercih yapabileceğinizi söylediler; kaçın, hemde hemen kaçın. LCD TV’ler ister arkadan aydınlatmalı, ister yansıtmalı olsun sonuçta bir ışık üretme kapasiteleri var ve etiketinde genellikle cd/m2 ölçü birimi ile gösterilir. Siz de kendi büyüklerinizden bilirsiniz, mesela dedem ampul alacağı zaman 60 mumluk, 100 mumluk diye isterdi; candela (cd) latince mum demek. Klasik tüplü TV’lerin ışık miktarı genelde 350 cd/m2, yeni tip LCD TV’lerde ise 500 cd/m2 ortalamasında dolaşır. Size kaçın deme sebebimin kaynağı bu ışıkla ilgili konu; cd/m2 ne kadar yüksekse ışıklı bir ortamda, yani gündüz vakti perdeleri veya panjurları kapatmadan TV’nizi o kadar rahat seyredersiniz, bu yüzden eğer baktığınız TV’nin parlaklığı 500 cd/m2 altında ise ve sadece loş ortamda düzgün bir görüntü veriyorsa uzak durmanızı tavsiye ederim.

Bir de kontrast oranı denen bir şey var, bu aralar iyice abartıp 30.000:1, 50.000:1 gibi rakamlarla telaffuz ediliyor. Bu oran ekranda gördüğünüz siyah ve beyaz noktalar arasındaki farkı gösterir. Eğer bu oran çok düşükse siyah kısımlar koyu gri gibi, beyaz kısımlar ise silik gibi gözükür. Ne kadar yüksekse o kadar iyidir, ama 5.000:1 bir kontrast oranı genelde yeterli olacaktır. Bunu TV’yi almadan önce, ekranda oynattıkları videoların canlılığına ve parlaklığına bakarak kolayca görebilirsiniz.

Size mağazada tavsiye edilen TV’de DVB-T alıcı olduğunu, ve fiyatın o yüzden yüksek olduğunu söylüyorlar; hemen DVB-T olmayanı var mı diye sorun, çünkü Türkiye’de henüz DVB-T konusunda ciddi bir çalışma yok, ve olup olmayacağı da henüz belli değil. Evet, hem uydu kadar kaliteli, hem de kalem kadar bir antenle seyredilebilecek olması muhteşem ama tam olarak faaliyete geçme tarihi olarak 2014 deniliyor, LCD TV’lerin Türkiye için ekonomik ömrünün (LCD panel ömrüyle karıştırmayalım, ekonomik ömür farklı bir şey) 8~10 yıl olduğu göz önüne alındığında çok önemli bir özellik değil, özellikle de İstanbul dışında yaşayanlar için.

Arkada bir sürü garip çıkış var, 2 tane SCART bağlantı neden yetmiyor diyenler; SCART mı? Dalga geçiyor olmalısınız. SCART artık mevcut HDMI bağlantı seçeneğinin yanında komik denebilecek bir bağlantı çeşidi. Baktığınız LCD TV’de hiç SCART bağlantı noktası bile olmayabilir, boşverin olmasın, ama mutlaka ikiden fazla HDMI çıkış olduğundan emin olun, çünkü artık bağlantı standardı haline gelmek üzere. Tek bir kablo üzerinden görüntü ve sesi dijital olarak gönderiyorsunuz. Yani HDMI ile bağladığınız herhangi bir cihaz, LCD TV’nizi doğrudan bilgisayar monitörü gibi kullanıyor. LCD TV alıp arkasında klasik monitör veya DVI çıkışı bulamayanlar panik yapmayın; DVI denen bağlantı aslında HDMI’ın sadece görüntü kısmını kullanıyor ve o da dijital, o yüzden herhangi bir yerden bulabileceğiniz bir ucu HDMI, diğer ucu DVI kablo ile bilgisayarınızı doğrudan LCD TV’nize bağlayabilir ve filmlerinizi, dizilerinizi buradan izleyebilirsiniz. Bilgisayarında veya notebook’unda doğrudan HDMI çıkışı olanlar; bu kadar uğraşmayacağınız için çok şanslısınız, tek yapmanız gereken HDMI kablosunu takıp keyfinize bakmak.

Bu arada ‘benim bir tane HDMI çıkışlı cihazım var, ne gerek var bir sürü HDMI girişli TV’ye‘ diyenler; okumaya devam edin, pişman olacaksınız. Öncelikle artık Kablo TV’nin dijital yayına geçtiğinden, ve HD yayın almak için kullanmak zorunda olduğunuz alıcının HDMI çıkışlı olduğundan haberiniz yok. Hatta Digiturk’un HD alıcısından, uydu alıcılarının arkasında yavaş yavaş HDMI çıkışların boy göstermeye başladığından, hatta HDMI çıkışlı DVD oynatıcıların fiyatlarının artık standart DVD oynatıcılarla aynı olduğundan da haberiniz yok. Peki, PlayStation 3′ü de mi duymadınız? Bu arada lütfen Blu-Ray oynatıcısı almayın. PS3, Blu-Ray uzaktan kumandasıyla hem eğlenceli, hem de muhtelif Blu-Ray oynatıcılara göre emin olun çok daha ucuza geliyor.

Umarım yazdıklarımın LCD TV alacaklara bir yardımı dokunur.

Bookmark and Share
Bu yazı Yeni Başlayanlar İçin kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yeni başlayanlar için ‘LCD TV’ için 2 cevap

  1. Geri izleme: LCD TV | Serbest Çağrışım

  2. volkan der ki:

    harika anlatmışsın
    eline sağlık,
    müthişti :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*


Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>